Beklentinin çok altında kalan kitaplar..
Fah. 451in çizgiromanını okumuştum. Okuduğum hem ilk bilim kurgu hem ilk çizgiromna dı. 10 dk filan sürmüştür sanırım bitirmem. :) o kadar değil tabi. Neyse bana yavan geldi. Okuduğum kitaplarda edebi bir tat olmadıkça sıkılıyorum. En mükemmel hikaye bile olsa içine bir kaç söz oyunu girmeli. Hemen okutmamalı kitap kendini. Bunun gibi kriterlere dayanarak fah. 451 in çizgi romanını hatta çizgiromanların diğer okumadıklarımı da beğenmedim. :) önyargının allasını yaptım ha.
Bukre de çok basit bir kitaptı.beğenmedim.
"Zevkler ve renkler tartışılmaz" diyerek konuyu görüyor ve arttırıyorum. Yalnız burada adı geçen çoğu kitap bir şekilde okuma listemde. Göreceğiz artık. :)
@periyodiknesriyat ben Fahrenheit 451'i ingilizce okudum, Türkçe çevirisini bilmiyorum.
Kitap değerlendirmesinde türe olan ilgi çok önemlidir. Tarih romanları sevmeen birisi olarak muhteşem bir tarihi roman bana çok sıkıcı ve avan gelebilir. Türe olan ilgi çok önemlişdir.
Arıca (bana göre) bir başka önemli nokta da kitabın azıldığı dönemdir. Daha açıklaıcı olması açısından Türk sinemasıyla örmekler vereyim. Susuz Yaz filmi ödüllü be başlarılı bir filmdir. Filmi ilk kez şimdi izleyen birisine biraz absürt ve komik gelebilir film, ancak dönemin sorunlarını ve yaşamını anlatan bir klasiktir ve filmi günümüze göre değil, (biraz da araştırma yapıp öğrenerek) filmin çekildiği 1962 yılına göre değerlendirmemiz gerekir.
Romanlar da öyledir, yazıldığı döneme göre değerlendirilmeleri gerekir bence. Bundan dolayı , özellikle bilim kurgu romanlarında e sinemasında, okyacağım yada izleyeceğim eserin yılına ve o yıllarda yapılan diğe eserlere bakarım.
Paul Auster-Köşeye Kıstırmak
"Auster'in yazdığı polisiye bir roman!" deyip heyecanlanıp okumaya başlasam da maalesef ki basit ve vasat bir roman...Auster'in meşhur olmadan evvel para kazanmak maksatlı yazdığı ve takma isimle yayınlattığı bir eseri...20-30-40'lı yılların "hard boiled" polisiye romanlarının ve "film noir" sinemasının cılız bir taklidi...Auster okumaya başlayacaksanız New York Üçlemesi, Yanılsamalar Kitabı veya Yükseklik Korkusu'ndan başlayın, bu kitapla başlamayın!
Robert Heinlein-Kaybolan Miras
Bilimkurgunun üstadlarından Heinlein'ın Metis BK serisinden yayınlanan bu kitabını sıkılarak okumuştum. Heinlein faşistlikle itham edilmiş ve Amerikan emperyalizmini yansıtan-yankılayan mahiyette gezegenlerin keşfi, uzaylı ırkların ehlileştirilmesi-evcilleştirilmesi temalarını hayli işlemiş hardcore BK'nın öncülerinden...Tezada bakın ki Yaban Diyarlarda Yabancı ile çiçek çocuklarının kült yazarı olmuş:) Bu backgrounda bakıp alıp okumuştum bu romanı lakin telepatik-telekinetik saçmalıklardan geçilmiyor, uyarayım:)
benim çok yüksek beklentiyle başladığım fakat aradığımı bulamadığım kitap deyince ilk aklıma gelen Jonathan Franzen -Özgürlük ,
Benim içinde Nancy Pickard Fırtına Kokusu tam bir hayal kırıklığı oldu.Bakire kitabını ne kadar hızlı okuduysam bu da o kadar elimde süründü.İki kitabın da aynı yazar tarafından yazılması inanılır gibi değil tabii yine de bu benim naçizane görüşüm okuyup beğenenler olabilir.
Trendeki Kız isimli "bestseller" kitap tam bir pazarlama harikası. İçi bomboş çöp kitaptır gözümde. Tatsız tuzsuz bir şey. Sürü de öyleydi, hani bir ara fahiş fiyata satılıyordu. Hatta Aklından Bir Sayı Tut da öyle. Çöp.
Haddim olmayarak ve sevenlerinden şimdiden özür dileyerek Gecenin Sonuna Yolculuk'a kirli dilimi uzatmak durumundayım. Dilimin kirinin ana teması hak edilmedigini düşündüğüm ün. Kitap fazlasıyla sisirilmistir bana göre. Kaliteli bir dilin olması benim icin yeterli olur çoğu zaman, ama Celine bu kaliteli diline rağmen benim beğenimin huysuz sınıfından düşük notla ayrılmıştır. Kitabi uzun zaman önce okuduğum icin spesifik örneklerle bu hadsizligimi temellendirmek konusunda acizim. Itiraf etmeliyim ki edebiyatımızın yeni incilerinden Hakan Günday'ın da övgülerine nail olmuş olması, gecenin sonuna yolculuk'un gözümden düşmesine sebep olan yerçekimini güçlendirmiştir. Her ne kadar kendisinden tonlarca etkilenmis olan Kinyas ve Kayra'dan edebi dil ve profesyonellik olarak kat kat üstün olsa da, gecenin sonuna yolculuk, okurken sıkıla sıkıla sayfaların bitmesini bekledigim tedbirsiz bir puflama nöbetine dönüşmüştü benim için. Son olarak, hadsizligimin tetimmesi; Çavdar Tarlasında Çocuklar'in da, Kürk Mantolu Madonna'nin da neden bu kadar mevzu edildigini hiçbir zaman anlayamayacagimi da belirtmek isterim. Peki ya Anna Karenin?
@beratatabey; ailecek severek izliyorduk seni, özlettin:) yorumlar müthiş, devamını bekliyoruz:)
@beratabey
çavdar tarlasında çocuklar etkisi okunduğu yaşa göre değişen bir kitap, bu yüzden pek üzerinde durmanın anlamı yok, ama ustanın nasıl bir usta olduğunu görmek istiyorsanız, Teddy adlı öyküsünü okumanızı tavsiye ederim, çok güzel.
Anna Karenin'e gelince okuyup bitirdiğimde bir arkadaşıma pembe dizi gibi bir kitap olduğunu söylemiştim. Fakat yazarın gücü ve ustalığıyla (Nabokov ayrıntılarıyla anlatır yazarın ustalığını) kusursuz işlenmiş bir kitaptır. Yer yer modern okurun, hem de bizim gibi on dokuzuncu yy rusyasının ekonomik tarımsal sorunlarında bihaber okurun canını sıksa da birkaç sayfa atlanarak okunduğunda, kadın erkek ilişkileri, evlilik kıskançlık hakkında çok güzel bir kitaptır. Ayrıca, kadın erkek ilişkileri evlilik konusuyla ilgilenenler TAnizaki'nin Naomi kitabını okuyabilirler.
Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı 20 sene evvel Gönülçelen olarak Adnan Benk çevirisinden okumuştum. Örneğin 25-30 sene evvel okuduğum Muzaffer İzgü-Bülbül Düdük, K.Tuğcu-Çıkmaz Sokak, Dostoyevski-Suç ve Ceza veya Nedim Gürsel-Uzun Sürmüş Bir Yaz kitaplarından bir kısım sahneler-cümleler aynen hatırımda kalmasına rağmen bu kitap ahım şahım bir iz bırakmadı bende de...Muhtemelen tarihsiz-kültürsüz Amerikalıların kültleştirme-ikonlaştırma çabalarından bir tanesi...
Kazuo Ishiguro-Gömülü Dev. Ursula Guin, yazara kızmakta haklıymış hakikaten. Fantastik roman yazacağım diye zorlamamalı her yazar kendini. Yapmak istediğini yapamayan, akmayan bir roman.. Ayrıca bu kitap yüzünden "prensesim" hitabından nefret etmeye başladım. Bir roman içinde aynı ifade bin beş yüz kere kullanılmamalı, gerçekten sinir bozucu.
Konu değişik ve özellikle olumsuz yorumları görüp, beklentiyi normale çekmek açısından faydalı diye düşünüyorum. Fahrenheit 451 için hiç kötü yorum görmemiştim ben mesela. Şimdi "İnsanların bu kadar tartıştığı konu ne ola ki?" diyorum ve İzmir fuarı listesine ekleyiveriyorum kitabı :) Beklenti çok anlık bir şey. Ölçüt sıkıntılı gibi biraz.
----> Gözlerindeki Canavar & Ruhumdaki Canavar. Tam bir pazarlama harikası. İki grup kitabı tartıştı, kazanan kitap oldu. İlk kitapta yine Ignazio'nun tam olarak dediği gibi bir adam olması, yalan söylememesi, kızı baştan uyarması bir yere kadar gitti. İkinci kitap tam bir işkenceydi. Yazar üçüncü kitabı da yazmış, pes diyorum.
----> Son dönemde piyasaya çıkan güncel Türk yazar kitapları. Sıfır beklentiyle bile başlasanız sizi böyle yüzüstü bırakabiliyorlar.
----> Biri Epsilon'un son kitapları hayal kırıklığı yarattı demiş. Epsilon basmıyor ki! Bekle Allah bekle. Yayınevi toptan beklentinin altında. Bir de kötü çevirileri var. İnsan kitaba "Şaka mısın sen ya?" diye bağırmak istiyor.
----> Tatlı Bela & Ayaklı Bela & Belalı Düğün: Herkes çok harika bir seri ay resmen en güzel Genç Yetişkin kitabı dedi. Ben hiç sevmedim. Konuyu sevmedim, anlatımını sevmedim. Karakterlerin beş yaşında çocuk gibi birbirlerini dinlemeden her lafa atlamalarını da sevmedim.
----> Jane Austen - Emma. Aşk ve Gurur (Gurur ve Önyargı) en sevdiğim kitaplardandı, beklentim büyüktü ancak kitabı fazla kalabalık buldum. Bir türlü kitaptaki Emma'ya ve onun bir şeyleri yapma sebeplerine ısınamadım. Hatta mini-dizisini kitaptan çok çok daha fazla sevdim.
----> Crossfire serisi. Hatırladığım tek şey adam hangi binaya girse "Bu bina da benim" deyişi. Hiç övülesi/okunası yanı yok. Niye bu kadar popüler ben çözemedim. Kadın karakter uyuz, erkek karakter fazla sorunlu. Yalnız çeviri iyi. Keşke bu güzelim çeviri bu kitapla heba olmasaydı.
----> Devrimin Kızı. İlk kitap güzeldi. Tabii distopya bu diye okumadıysanız güzeldi. İkinci kitap uzay boşluğunda sürüklenir gibi yazılmıştı. Ne distopya, ne aşk kitabı. Kararsız bir Ivy.
barbaros çok teşekkür ederim :) Evet Nabokov'un rus edebiyati derslerinde tolstoy'un edebiyat zirvesi olduğu söyleniyor laplace1234. Hatta barbaros ağabeyin depresif dosto dediği, benim toz kondurmaya kıyamadığım sevgili, yekpare, dostoyevskicigim için de pek tatlı şeyler söylenmiyor o kitapta. İşin teknik boyutuna odaklanilirsa, roman nasil olur diye sorulursa, akla ilk gelen anna karenin olabilir. Ama ben raskolnikovun sacma sapan ve depresif konusmalarini tolstoy külliyatına değişmem. Netockanin bir gozyasinin yaninda, anna kareninin kiskanclik sayiklamalarinin hic degeri ve etkileyicilik yanı yok. Yani bunlar benim beğenilerim elbette. Benim edebiyattaki beklentim azdır aslında. Sanatı ister sanat için ister toplum için yaparsın; ama her iki koşulda da sanatkarane yapmalısın. Peki ya sanat teknik midir? Yoksa "notalarını bildigimizde müziğin bizi etkileyen sırrını anlamış olmayiz" minvalinde birşeyler söyleyen nietzschenin de dedigi gibi; teknikten ziyade coşkuya hitap eden, angelottinin ciddiyetinin getirdiği basaridansa, jose mourinhonun coşkulu gevsekligini tercih ettiren, dehadan cok delilikle harmanlanmis, yine nietzschenin deyimiyle apolloncu olmaktan cok dionysoscu olabilen bir sey midir sanat? Burada beğeni devreye girdiği için tanimlamalar tarafli olur diye düşünüyorum. Ve tanimlama yapmaktan kacinmayi secmek istiyorum :)
Eco-Gülün Adı
Senelerdir merak ettiğim ancak bir türlü fırsat bulup okuyamadığım bir kitaptı. Malum nereye baksak karşımıza çıkan bir kitap. Ölmeden önce okunacaklar, edebiyat klasikleri, çok satanlar, çok okunanlar, ıvır zıvır...
Millet olarak bizim ilgi alanımıza girmeyen konularda aşırı detay vermiş, polisye roman örtüsünün altında katolik mezhepler arasındaki fikir farklılıkları üzerine yazılmış bir tartışma kitabı. Günümüzün iyi polisyeleri yanında esamesinin bile okunacağını düşünmüyorum.
İçinde benim anlayışım dışında muhteşem derin anlamlar katmanlar barındırıyor mu bilmiyorum ama Kur'anı Kerim hakkında pek güzel sözler söylemediği net bir şekilde anlaşılıyor:
“Süslemelerine bakılırsa bir Kuran olmalı, ama ne yazık ki Arapça bilmiyorum.”
“Kuran mı, inançsızların kutsal kitabı, sapık bir kitap...”
“Bizimkinden değişik bir bilgi içeren bir kitap. Onu buraya, aslanların, canavarların bulunduğu yere niçin koyduklarını anlıyorsun, değil mi? O kitabı canavarların üstünde görmemizin nedeni bu;
Kur'an'ı öcü! gibi gördüklerin itirafı olan bu ayrıntı pek önemli durmuyor ama hassasiyeti olanlar için fazladan olumsuz bir puan olabiliyor. O kadar Katolik mezhebe giydirmişken İslam'a da iki çift laf etmesinin garipsenecek bir yanı yok tabi.
Kanımca okumazsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz.
Katılmıyorum, has edebiyatla ilgilenenler okumazsa çok şey kaybeder Gülün Adı'nı:) Sırf Melk'li Adso'nun dilenci kızla yatıp bekaretini kaybettiği sayfaları okusanız veya da manastır kapısındaki gargoyleların ve sair canavar tasvirlerini okusanız kafi:)
Konu Eco'da tıkanmış. Devam ettireyim: Deneme okurlarına Beş Ahlak Yazısını tavsiye ederim Eco'dan lakin parodi yazıları toplamı olan Yanlış Okumalar ve Somonbaligiyla Yolculuk kitapları pas geçilebilir kitaplardan ustadan. Vaadettigi keyifli okumayı bana sunamadı.
DostO; "Kitabınızı Üzülerek İade Ediyoruz" adlı yazıdan da mı keyif almadın:)
Kitapların bütününden bahsederek konuşuyorum aslında, yoksa sırıtarak okuduğum denemeler ya da faydalandığım denemeler yok değil aralarında. Bunlardan birisi de 'Kitabınızı Üzülerek...' denemesi, evet :)
