Kitap Yorumları
Falih Rıfkı Atay - Atatürk Ne İdi
Falih Rıfkı Atay, Atatürk’le en çok vakit geçiren, ona en yakın olan isimlerden biri. Yazarın Atatürk’ü anlattığı birçok kitabı var. Ders kitaplarında okuduğumuz birçok anının kaynağı da bu kitaplar. Bu yüzden yazarın kitaplarını okurken bazı anılar size tanıdık gelecektir.
Yazar kitabın başında Atatürk’ten bahsetse de sonradan Osmanlı Devleti’ne, padişahlara, vezirlere, sadrazamlara vs. çok fazla yer vermiş. Amaç karşılaştırma yapmak ama ben ismi Atatürk olan bir kitapta onu okumak isterdim. Bu beklentiyle kitaba başladığım için kitabı okurken yer yer sıkıldım.
2012 yılında Hürriyet gazetesi Falih Rıfkı Atay’ın kitap setini kuponla hediye etmişti. Atatürk Ne İdi de o setteki kitaplardan biri. Sanırım gazete yayınevinden kitaplar almamış, kitapları baştan basarak hediye etmiş. Bu da kitabın kalitesinde düşüşe neden olmuş maalesef. Kitabın sayfa kalitesi çok kötü. Kitapta birçok yazım yanlışı var. Bütün yazılar arka arkaya yazılmış. Kitap bölümlere ayrılmamış. Bu da hem okumayı zorlaştırıyor hem de kitaba ara vermek istediğinizde nerede duracağınızı şaşırmanıza neden oluyor.
Falih Rıfkı’dan Atatürk’ü okumak her zaman çok keyifli olsa da yazarla tanışmak için tercih edebileceğiniz çok daha güzel kitapları var. Önceliği onlara vermenizi öneririm.
MARISSA MEYER-UZAK YILDIZLAR YORUMUM
Benim için bu yılın sürprizi olan Ay Günlükleri serisinin son kitabını da okuyarak seriyi tamamladım. Serinin diğer kitaplarını yorumladığımda ne kadar beğendiğimden uzun uzun bahsetmiştim. Bu yüzden bu yazıda sadece serinin 6.kitabı olan (Ara kitap) Uzak Yıldızlar’ı yorumlayacağım.
Kitapta dokuz öykü yer alıyor. Bu öykülerden altısı başkarakterlerin kitaplarda anlatılanlardan önce yaşadıklarını içeriyor, biri gelecekte geçiyor, biri yeni karakterleri anlatıyor, sonuncusu ise Kai’nin Cinder’le tanışmasını Kai’nin gözünden anlatıyor.
Başkarakterlerin geçmişlerinin anlatıldığı öyküler içinde en çok hoşuma giden Winter ve Jasin’in öyküsü oldu. Keyifle okudum, keşke daha uzun olsaydı dedim. Sanırım ikisini beraber okumak hoşuma gitti çünkü fark ettim ki karakterlerin hepsi galaksinin bir yerlerine dağılmış, tek başlarınayken o kadar ilgi çekici gelmediler. Onların bir aradayken daha güzel, daha okunası olduklarını düşünüyorum.
Kitap aslında 352 sayfadan oluşuyor. Kitabın sonundaki son 20 sayfada yazarın yeni kitabı Kalpsiz’in bir bölümü var. Kalpsiz, Ay Günlükleri serisi kadar beğenilmese de ben yazarın kalemini çok sevdiğim için okumayı düşünüyorum.
Serinin son kitabında çevirmenler değişmiş. Ben kitabı okurken bunun farkını hissetmedim açıkçası. Kitapta değişmeyen bir şey varsa o da yazım yanlışları. Artemis Yayınları bu konuda maalesef sınıfta kalıyor.
Sonuç olarak Ay Günlükleri benim en sevdiğim serilerden biri oldu. Herkese, özellikle gençlere şiddetle öneriyorum ve bu serinin çizgi dizisinin yapılması gerektiği önerimi yineliyorum. Netflix şimdi söz sende :-)
Serinin okunma sırası aşağıda yazdığım gibi:
1.Cinder (1.Kitap)
2.Scarlet (2.Kitap)
3.Cress (3.Kitap)
4.Levena (Ara kitap)
5.Winter (4.Kitap)
6.Uzak Yıldızlar (Ara kitap)
Kitapla ilgili ayrıntılı yorumuma blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/2018/11/marissa-meyer-uzak-yldzlar-seri-11.html
ÖMÜR İKLİM DEMİR-MUHTELİF EVHAMLAR KİTABI YORUMUM
Kitap Ağacı Adana grubumla kasım ayında Ömür İklim Demir’den Muhtelif Evhamlar Kitabı adlı öykü kitabını okuduk.
Öykü benim en sevmediğim türlerden biriydi. Doğru dürüst öykü kitabı okumazdım bile ama son iki yılda o kadar güzel öykü kitapları okudum ki artık en sevdiğim türlerden biri oldu diyebilirim. Muhtelif Evhamlar Kitabı da bu beğenimi sürdürmemi sağladı.
Yazarın dilini çok sevdim. Öyküler sakin sakin akıyor ve etkileyici bir şekilde sona eriyor. Kitaptaki on öykünün yarısında sürpriz diyebileceğim sonlar vardı. Birbirine bağlanan birkaç öykü de vardı.
1-2 saatte okuyup bitirebileceğiniz güzel bir öykü kitabı arıyorsanız Muhtelif Evhamlar Kitabı tam size göre.
NOT: Ben yazarı isminden dolayı kadın sanmıştım ama yazarımız erkek ve Adanalıymış. Yani hemşerim :-) Muhtelif Evhamlar Kitabı’yla birçok ödül almış. Şimdilik başka kitabı yok. Kitabın kapak fotoğrafı da kendine ait.
Kitapla ilgili ayrıntılı yorumuma ve altını çizdiğim cümlelere blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/2018/11/omur-iklim-demir-muhtelif-evhamlar-kitab.html
MURAT MENTEŞ-ANTİKA TİTANİK YORUMUM
En sevdiğim yazarlardan olan Murat Menteş’in yeni kitabının çıktığını duyunca hemen alıp okumak istedim. Eylülde basılan kitabın birinci baskısına yetiştim (Kitabın ilk baskısı yüz bin adet yapılmış).
Kitapta yazarın diğer romanlarından kahramanlar da konuk olmuşlar. Onlara rastladığım bölümlerde tanıdık birilerine rastlamışım gibi mutlu oldum, gülümsedim :-)
Yazarın her kitabında olduğu gibi Antika Titanik’te de Alper Canıgüz’e bir selam vardı. Kitabın kahramanlarından biri Canıgüz’ün son kitabı Kan ve Gül’ü okuduğunu ve çok sevdiğini söylüyordu.
Kitabın sonu açık kalmış. Bazı bloglarda bu durum kitabın devamı gelebilir diye yorumlanmış ama ben kendi adıma buna katılmıyorum. Korkma Ben Varım da açık sonla bitmişti ama yıllar geçmesine rağmen kitabın devamı gelmedi. Bence her şeyi bir sona bağlayıp kesin bir final yazmak yazarın tarzı değil.
Kitabın kapağı bana çok yorucu geldi. Yazarın kitaplarındaki tempoyu vurgulamak için böyle karmaşık bir kapak tercih etmiş olabilir ama kapağa bakmak başımın ağrısına sebep oluyordu diyebilirim. Bu kadar karışık ve renkli bir kapağa hiç gerek yoktu bence.
Yazarı sevenler Antika Titanik’i kaçırmayacaktır ama bence bu kitap, yazarın diğer kitaplarına göre biraz vasat kalmış. Bu yüzden yazarla ilk kez tanışacaklara Antika Titanik’i önermiyorum.
Yazarın okuduğum dört kitabı benim için şu şekilde sıralanıyor:
Ruhi Mücerret > Korkma Ben Varım > Dublörün Dilemması > Antika Titanik
Kitapla ilgili ayrıntılı yorumuma ve altını çizdiğim cümlelere blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/2018/11/murat-mentes-antika-titanik.html
Julie Garwood-Gelin Yorumum:
Historical kitaplar okumayı seviyorum. Bu türde favori iki yazarımın(Julia Quinn ve Judith Mcnaught) bütün kitaplarını okuduğum için yeni yazarlar arayışına girdim. Geçtiğimiz yıllarda bir blog etkinliğinde takasla Julie Garwood’un altı kitabını almıştım. Bu kitaplar içinde ilk olarak Lairds Fiancees Serisi’nin iki kitabı olan Gelin ve Düğün’ü okudum. Seri iki kitaptan oluştuğu için seriyi bitirmiş oldum.
Gelin ve Düğün, yazarın ülkemizde en çok okunan kitapları. Gelin 1100’lü yıllar İskoçya’sında geçiyordu. İskoçya historicalını ilk kez okudum. Bu kadar eski döneme ait olan bir historicalı da ilk kez okudum. Benim okuduklarım hep İngiltere’de ve 1700-1800’lü yıllarda geçiyordu.
Gelin’in ilk 200 sayfası beklediğimden iyiydi ama sonra kitap tıkandı, akmadı, sıkıcılaştı. Hep diyorum, bu türde eğer çok iyi bir kaleminiz yoksa sayfa sayısının 350’den fazla olmaması gerekiyor. Yazar 461 sayfalık kitabının yarısından sonra sürekli tekrara düşmüş. Bu da benim okuma zevkimi düşürdü açıkçası. Bir de baş kadın karakteri itici bulunca kitabı okumak benim için iyice zorlaştı.
Gelin’in ikinci çifti Daniel ve Mary’ye yazık olmuş. Onları daha ayrıntılı anlatabilirdi yazar. Hatta ben serinin diğer kitabında onlar mı anlatılacak dedim ama başka bir çift anlatılmış.
Sonuç olarak ya yazarın kaleminden ya olayların çok eski zamanlarda geçmesinden ya da farklı bir ülkenin historicalı olmasından dolayı bu seri bana hitap etmedi. Yazarın elimde okunmayı bekleyen dört kitabı daha var ama sanırım içlerinden birini okuyup diğerlerini okuyup okumayacağıma karar vereceğim. Eğer o kitabı da sevmezsem kendimi zorlamamın anlamı yok.
Serinin ayrıntılı yorumuna ve altını çizdiğim cümlelere blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/2018/11/julie-garwood-lairds-fiancees-serisi.html
Karl Ove Knausgaard-Kavgam Yorumum:
Karl Ove Knausgaard, hayatını altı ciltlik bir otobigrofik roman serisi hâlinde yazmış. Amacım bütün kitapları okuduktan sonra seri hakkında genel bir yorum yapmaktı ama hem serinin bütün kitapları dilimize çevrilmediği için hem de her kitap tuğla kalınlığında olduğu için kitapları ayrı ayrı yorumlamaya karar verdim.
Seriyle ilgili yorumlar çok farklılık gösteriyor. Hayranı olan da çok sevmeyip yarım bırakan da. Ben ilk kitabı okudum sadece ve şu an aradayım. Ne hayran kaldım ne nefret ettim.
Yazar hayatını çok detaylı anlattığı için kimi bölümler akıcı bir şekilde ilerlerken kimi yerleri okurken sıkıldım. Yazarın çocukluğunu anlattığı kısımları okumak benim için daha keyifliydi. Kitap kronolojik sıralamayla gitmiyor. Yazar çocukluğundan bahsederken birden günümüze gelebiliyor.
Kitabı okumam bir hafta sürdü. Şimdilik ikinci kitaba başlamadım ama çok ara vermeden okumak istiyorum. Malum Norveç dilinde isimler çok karmaşık. Kitapta da çok fazla isim var. Kim kimdir unutmadan devamını okumak lazım.
Kitabın, daha doğrusu serisinin kapaklarını çok beğendim. Hayatını anlatan bir adamın kitabının kapağında kendisinin olmasından daha doğru, daha güzel bir kapak olamazdı.
Kitap belirgin bir sonla bitmiyor. Ara verilmiş, devamı diğer kitapta yazılmış gibi.
Kitapla ilgili o kadar çok ve abartılı övgüler var ki ben kitabın bazı insanlarda hayal kırıklığı yaratmasını biraz da buna bağlıyorum. Kitabın ilk sayfalarında bu övgüler birkaç sayfa boyunca yer almış. Dediğim gibi ben henüz bu hayranlık seviyesinde değilim ama kitabın devamını okumak isteyecek kadar beğendim. Seriyi tamamen bitirdiğimde, eğer bitirebilirsem, ne düşüneceğimi çok merak ediyorum.
Kavgam serisinin okunma sırası:
1. Kavgam
2. Âşık Bir Adam
3. Çocukluk Adası
4. Karanlıkta Dans
5. Bahar Yağmurları
6. Çevrilmedi
Kitapla ilgili ayrıntılı yorumuma ve altını çizdiğim cümlelere blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/...-kavgam-seri-13.html
William Shakespeare-Othello Yorumum
Shakespeare’den her ay bir kitap okuyup yorumlamayı alışkanlık hâline getirdiğim için mutluyum. Bu ay, yazardan favorilerim arasına giren Othello’yu okudum.
Kitapta hayatı savaşlarda geçmiş, savaşmayı çok iyi bilen ama insan ilişkilerinden anlamayan Othello’nun, çavuşu Lago tarafından manipüle edilerek çok sevdiği sadık karısını kıskanması anlatılıyor. Tabii bu olay basit bir kıskanma olarak kalmıyor, olaylar olayları izliyor. Neredeyse her Shakespeare trajedisinde olduğu gibi Othello’nun sonunda da bizi kanlı bir son bekliyor. Yazarın kitaplarında bu tarz sonlara alışsam da Othello’nun sonundan çok etkilendiğimi söyleyebilirim.
Lago’nun Othello’yu manipüle etmesini, kafasını şüpheyle doldurup düşünmesini istediğini düşündürtmesini hem sinirle hem de zevkle okudum. Süreç kitapta ilmek ilmek işlenmişti. Zekânın kötü kalpli birinin elinde ne kadar tehlikeli olabileceğini bir kez daha anladım. Allah bizi Lago gibilerden korusun
Her Hasan Ali Yücel klasiğinde olduğu gibi Othello’nun önsözünde de kitapla ilgili spoiler var. Kitabın sürprizinin bozulmasını istemeyenler önsözü, kitabı bitirdikten sonra okumalı.
Yazardan favori kitabımın Hamlet olduğunu sürekli vurguluyorum ama Othello ele aldığı konusu, olayların ilerleyiş şekli ve beni çok üzen finaliyle favori Shakespeare kitaplarımdan biri oldu. Özellikle yazarla yeni tanışacaklar için çok doğru bir tercih olacaktır.
OSCAR WILDE-MUTLU PRENS YORUMUM
Oscar Wilde Dorian Gray’in Portesi(roman) kitabıyla beni çarpmış ve en beğendiğim yazarlardan biri hâline gelmişti. Yazardan okuduğum ikinci kitap Önemsiz Bir Kadın(tiyatro) da bu beğenimi artırarak devam ettirdi. Bu sefer tercihimi yazarın öykü ve masallarından yana kullandım.
Piyasada birçok Mutlu Prens kitabı var. Türkiye İş Bankası Yayınları’nın bile iki farklı basımı var. Biri benim okuduğum Hasan Ali Yücel klasiklerinden basılmış diğeri modern klasikler içinde. Hasan Ali Yücel basımının içeriğini olduğu gibi yazıyorum. Bu basımda yazarın bütün öyküleri ve masalları toplanmış.
1. Mutlu Prens ve Diğer Masallar (1888)
*Mutlu Prens
*Bülbül ve Gül
*Bencil Dev
*Vefalı Dost
*Harika Fişek
2. Nar Evi (1891)
*Genç Kral
*Prensesin Doğum Günü
*Balıkçı ile Ruhu
*Yıldız-Çocuk
3. Lord Arthur Savile’in Suçu ve Diğer Öyküler (1891)
*Lord Arthur Savile’in Suçu
*Sırrı Olmayan Sfenks
*Canterville Hortlağı
*Mesel Milyoner
4. Mensur Şiirler (1894)
*Sanatçı
*İyilik Dağıtıcısı
*Çırak
*Usta
*Hüküm Evi
*Bilgelik Hocası
Modern Klasikler basımında kitabın sadece Mutlu Prens bölümündeki öyküler var. Bu öyküler tam çocuklara göre. Eğer yaşı küçük olan bir çocuğa hediye etmek için kitap arıyorsanız tercihinizi bu kitaptan yana kullanabilirsiniz. Çocuklar öyküleri severek okuyacak ve sonunda dersler çıkaracaklardır.
Nar Evi’nde yer alan öyküler de genel olarak ders verici olsa da bazı noktalarda yaşı küçük olan çocukları korkutabilir ama ben severek okudum.
Kitaptaki favori bölümüm 3.bölümdü. Alıştığım, sevdiğim tarzda Oscar Wilde’ı bu bölümde buldum. Diğer iki bölüm daha çok yaşı küçük olanlara hitap ediyordu ama 3.bölümde karanlık, biraz korkutucu, çokça merak uyandırıcı, altı çizilesi cümlelerle dolu öyküler vardı. Özellikle Lord Arthur Savile’in Suçu ve Canterville Hortlağı kitabın yıldızı diyebileceğim iki öyküydü. İkisini de çok sevdim.
Yazarın mensur şiirlerini maalesef pek sevemedim. Ben tercihimi klasik şiirlerinden ana kullanıyorum.
Şule Hanım, yorumlarınızı severek okuyorum. Katkılarınız için teşekkürler.
...
Ben de bir ekleme yapayım:
Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov
Zevkle okudum. Eminim yazıldığı dönemdeki Rusya'nın siyasi meselelerini bilsem hicvettiği durumları ve kişileri anlar daha çok zevk alırdım. Ama yüzeydeki hikaye çok iyi olduğu için bir eksiklik hissetmedim.
"Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Yani doğada var olanlar arasında en rezilini." s. 113
İş Bankası Yayınları baskısının çevirisi ve dipnotları harikaydı. Mustafa Yılmaz'ın eli zihni dert bulmasın.
Judith Mcnaught-Koru Beni Yorumum:
Koru Beni, kitap sitelerinde gözlemlediğim kadarıyla yazarın ülkemizde en az okunan kitabı. Bunu, yazarın tür değişikliğine bağlıyorum. Judith Mcnaught ülkemizde historical yazarı olarak tanındı, sevildi. Polisiye tarzında yazılmış Koru Beni yazarın hayranlarını tatmin etmemiş gibi görünüyor.
Ben kitabı sevdim. Zaten yazardan okumadığım bir tek bu kitabı kalmıştı. Koru Beni’yi de okuyarak Judith Mcnaught’ın Türkçede yayımlanmış on üç kitabını okumuş bulunmaktayım. Şimdi yazarın diğer kitaplarının çevrilmesini bekleyeceğim. Epsilon son zamanlarda yazara pek yüz vermese de belli olmaz belki yeni kitaplarını basarlar diye umuyorum.
Kitap polisiye tarzında olsa da içinde aşk bulunmaması şaşırtıcı olurdu. Neyse ki kitapta bir değil iki aşk hikâyesi var. Birbiriyle paralel ilerleyen iki çiftin ilişkilerini okumak keyifliydi. Birçok yazar ilgi çekici bir aşk hikâyesi yazamazken Mcnaught bir kitapta iki başarılı çift yaratmayı başarmış.
Kitapta bir polis soruşturmasının bütün detaylarını okuyabilirsiniz. O süreç çok güzel, hiçbir ayrıntı atlanmadan anlatılmıştı ama olayların sonunun oldubittiye gelmesini sevmedim. Kitap boyunca biriken olaylar çok çabuk sonuçlandı. Sanki yazar yazmış yazmış da sonunda artık bitsin demiş gibi. Cevabı verilmeyen bazı sorular da vardı. Daha tatmin edici bir son okumak isterdim.
Son zamanlarda film ve/veya dizi olan o kadar çok kitap var ki Koru Beni’yi okurken de bundan güzel dizi olur diye düşündüm.
Yazarın her kitabında olduğu gibi Koru Beni de çok akıcıydı. Yazar kendini okutmayı başarıyor. 500 küsur sayfalık kitabı birkaç günde bitirebilirsiniz.
https://suleuzundere.blogspot.com/2018/12/judith-mcnaught-koru-beni.html
NOT: Periyodiknesriyat çok teşekkür ederim :-)
Sherlock Holmes-Kızıl Soruşturma
Kızıl Soruşturma, 1887 yılında yayınlanan dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Holmes'i tanımamıza vesile olan Sır Arthur Conan Doyle tarafından kaleme alınan ilk hikâyedir. Bu yazarı hiç okumadıysanız kesinlikle bu kitaptan başlayın. Kitap dilimize Kızıl Dosya, Kızıl Dava, Kızıl Takip olarak da çevrilmiştir.
Doyle, Poe’nun Dupin’nine hayrandır, Emile Gaboriau’nun Mösyö Lecoq karakterinden etkilenmiştir. Kızıl Soruşturma’da Holmes’un bu iki dedektifi aşağılamasının nedeni aslında okuru kışkırtmaktır. Ayrıca İngilizlerin milliyetçi duygularına da hitap etmiştir. Sonuçta Fransız Dupin ve Lecoq’a karşı Holmes has İngilizdir.
Kızıl Soruşturma satışa çıkınca ilgi görmez. Bir yıl sonra basılan Dörtlerin İşareti de. Yazar bir dergide öyküleri basılınca başarıyı yakalar. Başarıyı yakalar yakalamasına ama artık halk tarafından Sherlock Holmes o kadar sevilmiştir ki, yazarın ismi arka planda kalır. Halk Holmes'i ne kadar çok severse, yazar da o kadar sevmez ana karakteri. Yazar bir süre sonra The Final Problem isimli öyküde Sherlock Holmes'i öldürüp tarihi roman yazmaya karar verir fakat halk bu duruma büyük tepki gösterir hatta aralarında yas tutanlar olur. On yıl sonra, ya baskılar nedeniyle ya da diğer alanlarda başarıyı yakalayamadığı için mi bilinmez yazar Sherlock Holmes'i yazmaya tekrar başlar. Ta ki yazar kalp krizi geçirip 1930 yılında ölene dek. İşin tuhaf yanı, 2008 yılında yapılan anket sonucunca İngilizlerin yüzde elli sekizinin Sherlock Holmes'in gerçek insan olduğunu ve Londra'da bulunan 221B numaralı eve yüzlerce ziyaretçinin gittiği, ayrıca o adrese yüzlerce mektuplar gönderildiği ortaya çıkar. Hatta bazı mektuplarda ondan yardım isteyenler de vardır. İşin komik tarafına gelecek olursak, Sherlock Holmes'i herkes tanır fakat yazarın ismini söyleyebilen çok azdır.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İkinci bölüm alakasız başlayınca acaba kitapta iki farklı hikaye mi var diye düşündüm. Yazar bu kısmı sonralara doğru ana kurguya öyle güzel bağlamış ki yazarın başarısını bir kez daha takdir ettim. Ayrıca Sherlock Holmes ve Dr. Watson'un ilk tanışma hikayelerini okumak da ayrı bir keyifti benim için.
Bana İkimizi Anlat - Ahmet Batman
...
Bir öğrencimin elinde görünce “Evladım bunları okumayın, vaktinize yazık, çöp bunlar.” dememle öğrencimin “Hocam siz okudunuz mu hiç Ahmet Batman? Neden okumadığınız yazarla ilgili böyle konuşuyorsunuz?” demesi üzerine okudum, pişmanım.
Başlarda midem bulanmadan okuyabiliyordum ama sonra her cümle içimi ürpertti. Daha kötü olamaz merakıyla okudum, daha kötü olabiliyormuş. Abartmıyorum üzerine basılan kağıda, harcanan mürekkebe yazık.
Şu an klavye üzerinde bastığım her harf için harcadığım enerjiye yazık.
Sokağa çıkıp duvar yazılarını okusam çok daha faydalı bir iş yapmış olurdum.
Bim broşürünü okusam daha çok keyif alırdım. (Hatta Bim poşeti üzerindeki küçük yazıları okusam.)
Bulutların şekillerinden hayal kursam daha çok heyecanlanırdım.
Kitaplığımdan rastgele kitaplar seçip herhangi bir sayfasından birer kelime alsam ve yanyana koysam bu kitaptakinden daha anlamlı cümleler ortaya çıkar.
Karınca yuvası izlesem, kahve kupamın kağıtta bıraktığı ize baksam, yağmur damlalarının pencere camından aşağı süzülüşünü izlesem, 2,5 yaşındaki yeğenimin karalamalarını incelesem daha çok sanatsal zevk alırdım.
Ayakkabımın bağı çözülse bu kitaptaki dramatik sahnelerden daha çok üzülürdüm.
Sırf kapağına baksam ve aklımdan bir şeyler geçirsem bunlar kitaptaki olaylardan daha anlamlı olurdu.
İnşaat izlesem, bir Enes Batur videosu açsam, elimi mum üzerinde gezdirsem, ayak parmaklarıma baksam, çamaşır makinesi izlesem (çalışmasına gerek yok) daha çok keyif alırdım.
Bu kitap yeni aldığınız dondurmanızın bütün toplarının yere düşüp elinizde bomboş külahla kalakalmanızdan, en sevdiğiniz tişörtünüzün beş beden çekmesinden, bir bebeği severken üzerinize kusmasından (hatta bir yetişkinin üzerinize kusmasından), cep telefonunuzun ekranı üzerine düşmesinden, ikramiye vuran biletinizin paranızı almaya giderken kaybolmasından, sınavda kaydırma yapmanızdan, saçlarınızın aniden dökülmesinden, buzdolabındaki dondurma kabından yaprak sarması çıkmasıdan, duşun ortasında suyun birden buz kesilmesinden, yerçekiminin olmamasından, güneşin doğmamasından bile daha kötü.
Bu kitaba harcayacağınız parayı mazgaldan atsanız, havaya savursanız, tinerciye verseniz, gemi yapsanız, duvardaki örümceği öldürmemek için külah yapıp içinde örümceği dışarı taşısanız, bir anlığına ısınmak için ya da mangalı tutuşturmak için yaksanız, bardak altlığı yapsanız, perde düşmesin diye kornişin ucuna taksanız, burnunuzu silseniz daha hayırlı bir iş yaparsınız.
Bu kitabı okumak yerine gidin tırnaklarınızı kesin, tavana dokunmaya çalışın, sivilcelerinizi sıkın, evinizin koridorunda bir tur atın, bir bardak su için, evdeki fayansları sayın, komşuların ziline basıp kaçın, tik-tok videosu izleyin (hatta bir tane siz çekin), kaldırımda çizgilere basmadan yürümeye çalışın, duvara bakın, televizyonda doğrudan satış kanalları izleyin, çoraplarınızı renklerine göre düzenleyin, ayakta bir dakika boyunca durun, nefesinizi tutun, dirseğinizi yalamaya çalışın daha iyi.
Haha:) Yazdıklarınızın biri dışında hepsine katılıyorum Bülent hocam.
Dondurma kabından yaprak sarması çıkınca üzülmem ben:))
Teşekkür ederim. Sanırım ben de üzülmem, düşündüm de. :)
Merhabalar. Eğer reklam olarak görülmeyecekse ben de okuduğum kitaplar hakkında kendimce bir iki yorum yapmaya başladığım blogumun linkini paylaşayım. Kurallara aykırıysa kaldırılabilir. Şimdiden teşekkürler.
Kim Stanley Robinson-Lucky Strike kitabı için: https://rutunduzkitapblogu.blogspot.com/2018/12/kurgulardagercekleri-aramak-ya-da.html
Robert Jordan-Zaman Çarkı, Dünyanın Gözü kitabı için:
https://rutunduzkitapblogu.blogspot.com/2018/12/yolunsonu-sonun-baslangici-zamancarki.html
Gözde Erdoğan-Hayat Evde Başlar
Gözde Erdoğan’ı televizyondaki Süper Dadı programında görmüştüm. Programı düzenli izlemedim ama denk geldikçe bakardım. Çocuklar üstündeki etkisini görünce kitabını okumaya karar verdim.
Kitapta öfke kontrolü, uyku eğitimi, yeme düzeni, hayatınızı kolaylaştıracak ek bilgiler gibi başlıklar var. Bebeklikten itibaren 3-6 yaş aralığına kadar her dönemde yapılması gerekenler açıklanmış. Kitabı okudum ve notlarımı çıkardım.
Nette kitabın yorumlarını araştırdığımda kendisini şiddetle eleştirenleri de gördüm kendisinin dediklerini yapıp çok fayda görenleri de gördüm. Daha önce bir çocuk yetiştirmediğim için Gözde Hanım’ın yöntemleri ne kadar doğrudur yorum yapamayacağım. Sanırım en doğrusu deneyerek öğrenmek. Belki siz tecrübeli anneler alıntılara bakıp yazara katılıp katılmadığınızı söylersiniz.
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Çocuğunuz bir şeyi kaybettiğinde hemen yenisini almayın; bırakın kaybetmenin de acısını özgürce ve cesurca yaşayabilsin.
2. İlk aylarda yüzüstü yatış pozisyonu bebeğin nefes alışverişi için tehlikeli olabileceğinden tercihimiz genellikle sırtüstü ya da yan yatış pozisyonu olmaktadır. Fakat sırtüstü yatış pozisyonu bebeğin kusma ihtimalinin yüksek olması ve cenin pozisyonunu almasının zor olabileceğinden burada benim tercihim ilk olarak yan yatış pozisyonu olmasıdır.
Yan yatış pozisyonunu uyguladığınızda ise; bebeğin sırtını ve ön kısmını bir yastık ile desteklemelisiniz. Böylece bebeğin hem yüzüstü dönmesine engel olmuş olursunuz hem de sırtını bir nesneye dayayabildiği için kendini güvende hissetmesini sağlarsınız.
Bebeğin bu dönemde en çok ihtiyacı olan şey, annenin sıcaklığı ve kokusudur. Bu dönemde anne kokusunun olduğu herhangi bir yumuşak eşyasını bebeğin yatağına koyabilir ve bebeğin uyku nesnesi yapabilir.
3. Bebekte ilk alışkanlıklar dönemi 3-6 aylık dönemdir. Bu dönemde bebeğin odası ayrılmalıdır.
4. Gece beslenmeleri artık 6-8.ay arasında 1 ya da en fazla 2 defa olmalıdır. 8.ay ve 10.ay arasında 1 defa ve 10.aydan itibaren artık gece beslenmeleri olmamalıdır.
5. Çocuğunuzun 3 yaşından itibaren düzenli bir okul hayatı olmalıdır.
https://suleuzundere.blogspot.com/2019/01/gozde-erdogan-hayat-evde-baslar.html
George Orwell'ın Denemeleri
George Orwell’ın romanlarını Can Yayınları basarken deneme türündeki kitapları Sel Yayıncılık’tan çıkmış. Yazarın deneme türündeki iki kitabını, Balinanın Karnında ve Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler’i arka arkaya okudum.
Deneme benim en sevdiğim türlerden biridir. George Orwell ise en sevdiğim yazarlardan biri ama maalesef yazarın ülkemizde çıkan deneme türündeki kitaplarını bir türlü çok sevemedim. Bence bunun nedeni kitaplarda toplanan denemelerin çok farklı konuları içermesi. Yazarın anılarından oluşsa ya da edebiyat alanındaki fikirlerini içeren yazıları olsa bayılarak okuyacağıma eminim ama siyasetle ilgili fikirleri de var kitaplarında. Siyasetle hiç alakası olmayan biri olarak bu yazılarda maalesef sıkılıyorum. Konuyla ilgili olanlar beğeniyle okuyabilirler belki.
Yine de iki kitapta da hoşuma giden yazılar oldu. Ancak yazarla tanışmak isteyenler mutlaka önce romanlarından başlamalı.
Balinanın Karnında
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. İyi romanlar korkutulmamış insanların kaleminden çıkar.
2. Uygarlık tarihinin büyük ölçüde silahların tarihi olduğunu herkes bilir.
3. Gerçekte, Shakespeare ya da bir başka yazarın iyi olduğunu gösterebilecek bir kanıt ya da argüman yoktur. Benzer şekilde örneğin Warwick Beeping’in “kötü” olduğunu kesin olarak kanıtlamanın da bir yolu yoktur. Çoğunluğun fikrinin göstergesi olmaktan başka anlam taşımayan kalıcılık dışında edebi liyakati sınamanın bir yolu yoktur.
4. Bir şiiri savunurken yararlanabileceğimiz hiçbir fikir yoktur. Unutulmazsa zaten kendi kendini savunur şiir, yoksa savunulamaz.
5. Birini sevmiyorsanız sevmezsiniz, o kadar. Duygularınız, onun meziyetlerini sayıp dökseler de iyi yönde değişmez.
6. Can sıkıntısı bir serserinin başına gelebileceklerin en kötüsüdür; açlıktan, zor koşullardan, devamlı toplumun yüz karası olma duygusundan bile daha kötüdür.
Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Bir şeyi en hızlı yapmanın yolunun her zaman en doğru yöntem olduğu düşüncesi medeniyetimize musallat olmuş durumda.
2. Doğru olmadığını bildiğimiz şeylere inanma potansiyelini hepimiz taşıyoruz ve sonra sonunda yanlış düşündüğümüz kanıtlandığında gerçekleri arsızca eğip büküyor, haklı olduğumuzda ısrar ediyoruz.
3. İnsan yalnızca hayatın amacının mutluluk olduğunu varsaymadığı zaman mutlu olabilir.
https://suleuzundere.blogspot.com/2019/01/george-orwelln-denemeleri.html
Christy Brown-Sol Ayağım Benim ve Öğrencilerimin Yorumu
Sarıçam Kitap Okuma Şenliği’nde 6.sınıf için seçilen kitaplardan biriydi Sol Ayağım.
Ben yıllar önce kitaptan uyarlanan filmi izlemiştim. Kitabı okuma planım yoktu çünkü doğuştan engelli olan yazarın hayatını okumanın çok üzücü olacağını düşünüyordum. Kitap etkinlik için seçilince öğrencilerimle kitabı tartışabilmek için kitabı okudum. Düşündüğüm gibi acıklı, insanı hüzne boğan bir kitap değildi. Tam tersine insana her şeyi başarabilirsin, engel tanıma mesajı veren bir kitaptı. Bu açıdan kitabı çok beğendim. Kitap otobiyografi türünde yazıldığı için kolayca okunan, akıcı bir kitaptı. Ben ve öğrencilerim kitabı severek okuduk.
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Konuşamamak bana en acı veren engelimdi çünkü konuşma olmazsa insan kaybolmuş gibidir. Milyonlarca şey söylemek isterken bir kelime bile edemez. Yazmam gayet iyiydi fakat sadece yazılı kelimelerle anlatılamayan, hissettirilemeyen bazı duygular vardır. Yazmak ölümsüz olabilir ama sesin yaptığı gibi iki insan arasındaki boşluğu kapatan bir köprü kuramaz.
Bir arkadaşımla tartışmayı ya da bir kızla birkaç dakika sohbet etmeyi, dünyadaki en iyi kitabı yazmaya tercih ederdim.
6.sınıf öğrencilerimin kitapla ilgili yorumları şu şekilde:
Zeynep: Çok duygusal bir kitaptı. Ben kitabı okurken ağlamaklı olmuştum ama kitabın bazı bölümleri çok sıkıcıydı. Kitabı okurken sanki o durumları yaşamışım gibi hissettim.
Sıla: Bence kitap güzeldi. Çok duyguluydu. Ben kitabı okurken gözlerim doldu. Kitabın devamını da okuyacağım.
Melda: Kitabın en çok samimiliğini sevdim ve kitabı okurken sanki o hayat hikâyesini film izliyormuş gibi aklımda canlandırdığımda çok duygulandım.
Cansu: Üzüntülü anlarda annemle okuduğum için birlikte hüzünlendik. Ben de hayatımı yazmaya başlayacağım.
Gülbahar: İyi bir kitap. Ağlanacak yeri de var gülecek yeri de var. Daha çok duygusal.
Elif: Kitap güzeldi. Ben beğendim ama çok yabancı isim kullanılmış. Orası pek hoş değildi.
Eda: Kitabı sevdim fakat çocuğun başına böyle kötü bir olay gelmesine üzüldüm. Ama bu kitap bana hayatın karşısında nasıl dik duracağımı, nasıl çabalamam gerektiğini öğretti.
https://suleuzundere.blogspot.com/2019/02/christy-brown-sol-ayagm-benim-ve.html
Lev Tolstoy-İnsan Neyle Yaşar Benim ve Öğrencilerimin Yorumu
Sarıçam Kitap Okuma Şenliği'nde 8.sınıflar için seçilen kitaplardan biriydi Tolstoy’un İnsan Neyle Yaşar kitabı.
Tolstoy’un ülkemizde en çok okunan kitabı İnsan Neyle Yaşar yazarın kısa öykülerinin toplandığı bir kitap. İçinde ders veren, güzel ahlaklı olmayı öğütleyen öyküler mevcut. Dünya klasiklerine hafif bir başlangıç yapmak isteyenler için ideal ama ben bu kitabı özellikle çocukların okuması gerektiğini düşünüyorum. Artık bir çocuğa kitap hediye etmek istediğimde ne alsam diye düşünmeyeceğim.
Biz öğrencilerimle Türkiye İş Bankası Yayınları’nın Hasan Ali Yücel Klasikleri serisinden çıkan İnsan Neyle Yaşar’ı okuduk. Piyasada çok farklı çeviriler ve derlemeler var. Bu da maalesef yarışmada haksızlık olmasına neden oldu çünkü yarışmada soruların sorulduğu kitap bizim okuduğumuz kitap değildi ve içinde farklı birkaç öykü vardı. Bu yüzden bu tarz bir yarışma için uygun bir kitap olmadığını düşünüyorum. Eğer illa seçilecekse yayınevi adı verilmeli, herkes aynı yayınevinden okumalı.
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Kıvılcımı söndürmezsen ateşi zapt edemezsin.
8.sınıf öğrencilerimin kitapla ilgili fikirleri şöyle:
Elif: Bana göre kitap çok güzeldi. Her bir öyküsünde ders veriyordu.
Mustafa: Bence kitap çok güzel. Her yaştan insan okuyabilir. Özellikle ilk öykü İnsan Neyle Yaşar öyküsünü çok beğendim.
Burak: Kitap güzel ama Rusya’ya uygun kelimeler olduğu için bazı kelimelerin anlamını bilmiyordum. Yine de herkesin okuyabileceği güzel bir kitap.
Melike: Ben kitabın en çok İnsan Neyle Yaşar öyküsünü sevdim. Diğer öyküler de çok güzeldi. Bence kitap her ne yaparsak yapalım sevgiyle yapmamız gerektiğini anlatıyor.
Emine: Tolstoy’un kısa öykülerle büyük dersler vermesi beni çok etkiledi. Ayrıca öykülerin küçük büyük herkese hitap etmesi de ayrı bir güzellik katıyor kitaba.
Elmas: Çok güzel bir kitap. Öyküleri çok beğendim ama keşke kitaptaki kahramanların adı Türkçe olsaydı ve de daha az öykü olup öyküler uzun olsaydı daha güzel olabilirdi.
Ali Enes: Kitap kendini okutuyor, sevdiriyor, kendine çekiyor. Çok akıcı bir kitap.
Melisa: Ben kitabı beğendim ama keşke daha uzun öyküler olsaydı çünkü heyecanlı yerinde bitiyor.
https://suleuzundere.blogspot.com/2019/02/lev-tolstoy-insan-neyle-yasar-benim-ve.html
Jane Austen-Akıl ve Tutku
En sevdiğim yazarlardan biri olan Jane Austen’ın Akıl ve Tutku romanını okuyalı çok zaman oldu. Bu yüzden yorumum, kitabı okuduktan sonra aldığım notlardan oluşacak. Bu nedenle yazı biraz dağınık olabilir çünkü aklıma gelen her şeyi yazmışım
İlk defa başkarakterlerin kime âşık olacağının bu kadar belirsiz olduğu bir Jane Austen kitabı okudum. Bu da bir yerden sonra sinirimi bozdu. Özellikle bir karakterin sonradan âşık olacağı karakter hakkında çok olumsuz yorum yapması beni rahatsız etti. Nefretle başlayan aşkları severim aslında ama çok fazla olumsuz yorum yapılınca sonradan o karaktere âşık olunması inandırıcı gelmiyor. Bir de kötülenen karakterden soğuduğum için aslında onun çok iyi biri olduğu fikrine hemen alışamıyorum. 400 sayfalık kitabın son 30 sayfasına kadar hâlâ kimin kiminle olacağı belli değildi, son 30 sayfada aşk itirafları ve düğünleri okuduk. Keşke çiftlerin birbirine açılma sahnelerini daha çok okuyabilseydik.
Kitapta çok fazla karakter var. Kitabı okurken hemen bitirmemiş, araya başka kitaplar almıştım. Bir hafta sonra okumaya çalıştığımda karakterlerin yarısını unuttuğumu, karıştırdığımı gördüm. Siz siz olun kitabı okuyacaksınız ara vermeden kısa sürede okuyun ya da okurken karakterleri not alın. Sevgili Austenzede’nin Jane Austen’ın bütün kitapları için hazırladığı karakter çizelgeleri de işinize yarayabilir. Buradan bakabilirsiniz.
Kitapta sık sık “Mamafih” kelimesinin geçmesi dikkatimi dağıttı diyebilirim. Kendimi Reşat Nuri Güntekin okur gibi hissettim çünkü bu kelimeyi ilk kez ondan okumuş ve anlamını öğrenmiştim. Keşke daha günümüze uygun bir kelime tercihi yapılsaydı.
Sonuç olarak Akıl ve Tutku, yazardan okuduğum dört roman içinde en az beğendiğim oldu diyebilirim. Filminin daha iyi olacağını umuyorum çünkü çok ünlü oyuncu var.
https://suleuzundere.blogspot.com/2019/02/jane-austen-akl-ve-tutku-austenaton-4.html
