En güzel kitaplardan en güzel cümleler
“Yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur?” diye sordum.
“Hayır” dedi, “senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması… İnsan ömrü doğumdan ölüme uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir…”
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (syf. 110)
Kolay mı sanıyorsun kokusuna alıştığın birini unutmayı?
Vincent, elini mum alevinin üzerine koymuş, Kee'nin babasına, elinin bu aleve dayanabildiği sürece Kee'yi görmesine izin vermesini istemişti ama adam mumu söndürmüş ve onun isteğini geri çevirmişti.
Dahiler ve Aşkları
“Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet – geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?”
Çürümenin Kitabı, Emil Michel Cioran
"Var olmak için ciddi bir nedenimin olmamasından hep ürkmüşümdür" -L.F.Celine
"Keşke bir kedi kadar gizemli olan şeyler yazabilsem." — edgar allan poe
"...ve iddia ediyorum, cehennem, sevememekten ötürü acı çekmektir." j.d.salinger
Kılıçla gelen kılıçla gider...
İncil...
intihar mektupları koleksiyoneri yaşlı bir adam gibiyim yıllanmış ölümler biriktiriyorum içimde
"İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa; o adam, o toprağın insanı değildir." — Yüzyıllık Yalnızlık
"Astronotlar üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse, herkes müthiş şaşırır ; ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları. "
" Biraz garip bir şey bu. Şu gezegende belki beş milyar insan yaşıyor. Ama işte tutup birini seviyorsun ve onu kimseyle değişemiyorsun. "
"Eğer beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zaman öyle aptal olurduk ki yine anlayamazdık onu."
Buradaki tavsiyeler üzerine okuduğum, iyiki de okumuşum dedirten ve tavsiye edene teşekkür etmeyi borç bildiren kitap.
Jostein Gaarder- Iskambil Kağıtlarının Esrarı
"Birisinin idealden, gelecekten, felsefeden içten bir şekilde söz ettiğini, emin bir ses tonuyla 'biz' dediğini, 'diğerleri'ni andığını duymam, kendini onların tercümanı olarak gördüğüne şahit olmam onu kendime düşman görmem için yeterlidir. Onda bir tiran müsveddesi, aşağı yukarı bir cellat görürüm; tiranlar kadar, büyük cellatlar kadar nefrete müstahaktır. Her imanın bir tür terör icra etmesindendir bu; ve bunu yerine getirenin 'saflar' olması, olayı daha da ürkütücü hale getirir."
Emil Michel Cioran, Çürümenin Kitabı
"Dostlarınız kendilerine karşı içten olmanızı istedikleri zaman onlara inanmayın. Onlar, sizin içtenlik vaadinizde bulacakları ek bir güvenceyi kendilerine sağlayarak onlar hakkındaki iyi fikrinizi sürdüreceğinizi umarlar yalnızca. İçtenlik nasıl dostluğun bir koşulu olur? Her ne pahasına olursa olsun, gerçek sevgisi hiçbir şeyi kollamayan ve hiçbir şeyin kendisine direnemeyeceği bir tutkudur. Bir kusurdur o, bazen bir konfordur ya da bir bencilliktir. Eğer bu durumda bulunursanız, çekinmeyin. Doğruyu söyleyeceğinize söz verin ve en fazla yalanı söyleyin. Böylece onların derin arzusuna yanıt verirsiniz ve sevginizi iki kere kanıtlarsınız onlara."
Düşüş, Albert Camus
İhsan Oktay Anar, Yedinci Gün'den:
(Konu, kitabın baş kahramanı İhsan Sait'in hapsedilmesini müteakip konduğu koğuştaki sihirbazlık hileleri)
"... koğuş ahalisinin şaşkın bakışları önünde buradan bir mecidiye çıkarmıştı. bununla da kalmamış, koğuşta esip savurarak herkesi aç bırakan ağa ne zaman yatsı namazı kılmaya başlasa adam her secde ettiğinde ihsan sait kulağından para çıkardığı gibi ağanın kıçından da yumurta çıkarıyor ve bunu koğuştaki mahkumlara dağıtıyordu. öyle ki diğer mahkumlar ağadan rica minnet yatsı namazını sünnetleriyle kılmasını ve vitr namazını asla terk etmemesini istediler. çünkü adamın her secdesinde midelerine bir yumurta fazladan giriyor, nefslerini az da olsa köreltiyorlardı. fakat her şeyin bir sonu vardı. ihsan sait, ağadan artık yumurta çıkarmıyordu. nitekim bir süre sonra, adamın biri, ağayı yumurtadan kesildi diye fena halde bıçakladı."
(alıntı: ekşisözlük, #57527379)
Yaşamının iki yolu olduğuna karar verdi. Ya zengin olursun, ya da bilerek isteyerek zengin olmayı reddedersin. Paran olabilir ya da parayı hor görebilirsin. Ölümcül olan, paraya tapmak ve onu elde etmeyi başarmamaktır. Kendisinin hiçbir zaman para kazanamayacağını düşünmek işine geldi. İşe yarayacak yeteneklerinin olabileceği aklından bile geçmedi. Bunu öğretmenlerine borçluydu. İsyankar bir küçük bela olduğunu ve hayatta "başarıya" ulaşamayacağını kafasına kazımışlardı. Gordon bunu kabullendi. Eh, pekala, şu "başarma" meselesini tümüyle reddedecekti. "Başarmamayı" en büyük amacı haline getirecekti. Cennette hizmet etmektense cehennemde hüküm sürmek yeğdir. Hatta cennette hizmet etmektense, cehennemde hizmet etmek yeğdir. Daha on altısındayken, hangi tarafta duracağını biliyordu. Para-Tanrısı'na karşıydı. Paranın o iğrenç hükümdarlığına karşıydı. Paraya savaş ilan etti. Ama bunu elbette gizli yürütmekteydi.
Aspidistra - George Orwell
"...Bak, birgün, küçük bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar, doksanlık bir adam badem ağacı dikiyordu. «Ee, dede,» dedim, «badem ağacı mı dikiyorsun?» O, eğilmiş olduğu halde bana baktı ve : «Ben oğlum,» dedi, «ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim,» dedi. Karşılık verdim: «Bense, her an ölecekmişim gibi avranırım!» İkimizden hangimiz haklıydık patron?..."
Zorba, Nikos Kazancakis, Can yay.
@spike Çok güzel bir tesadüf oldu. Aklıma geçenlerde bu paylaştığınız alıntı geldi fakat hangi kitaptan olduğunu hatırlayamamıştım. Biliyorsanız hangi sayfada olduğunu söyler misiniz?
“Seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada... Var olan en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayan kasa odur. Koridorlarında birikenlerin kokusunu bile yaymaz dışarıya. Deliliğinin kokusunu, anormalliğinin kokusunu duyamazsın yanında gazete okuyan adamın, otobüs durağında. Sadece gördüklerin vardır. Beş duyunun algıladığı kadar anlarsın aileni, sevgilini, çocuğunu.
Kinyas ve Kayra
İşim gücüm budur benim, gökyüzünü boyarım her sabah, hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi.
Orhan Veli
Tanrı içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikayesi.
Oğullar ve Rencide Ruhlar
"Eğer bir ruhunuz varsa, nerede? Ruh beyinle nasıl etkileşiyor? Anılarımız beyin hücrelerine kaydoluyorsa ve bizimle birlikte onlarda ölüyorsa, bedenimizin dışında gezinen ruhlar olarak canlıyken başımıza gelenleri hatırlamamız ve bizden önce ölmüş akrabaları tanımamız nasıl mümkün olur? İmkansız bu! Anılar beyin hücrelerine kazınmıştır, saf bir boşlukta dalgalanmazlar. Beyin hücreleri öldüğünde hafıza da ölür."
Süleyman'ın Anahtarı, Jose Rodrigues Dos Santos
Eleanor haklıydı. O asla güzel görünmüyordu. O, bir sanat eseri gibiydi ve sanat eserleri güzel görünmekten çok, size bir şeyler hissettirirdi.
Eleanor and Park.
