Nadir kitap koleksiyonerliği para kazandırır mı?
Meraklısına, Merak Edene...
Kitap, her zaman okunmak için satın alınmıyor. Bazıları bir tutkunun peşinde binlerce nadir kitap edinip, ‘kitap ev’lerde yaşar hale gelebiliyor; bazısıysa bu işe sadece yatırım gözüyle bakıyor. Peki, nedir bu nadir kitap koleksiyonculuğunun sırrı? İşin erbaplarını ziyaret ettik.
Haluk Oral
“Önce sizi heyecanlandıracak”
Aslında bir matematik profesörü olan Haluk Oral, nadir kitap koleksiyoncularının en tanınmışlarından. Zira yıllarca topladığı kitapları yalnızca biriktirmekle kalmıyor, aynı zamanda onları referans edinerek üretiyor da. Bir imzalı kitap meraklısı olan Oral, 2003 yılında Dünya Yayıncılık’tan çıkan ‘Bir İmzanın Peşinden’ adlı kitabında hem bir koleksiyoncu olarak kendi kimliğini tanıtmış hem de imzalardan hareketle kültürel birikimimizde önemli rol oynamış isimlere yer vermişti. Oral diyor ki; “İşin sırrı koleksiyona yatırım gözüyle bakmamakta”.
“Bir kitabı nadir yapan pek çok sebep olabilir. Birinci baskı olması, basım yeri, cildi gibi. Benim için kitabı aranılır yapan nedense, yazarı tarafından imzalı olması. Şu an elimde 14 bin civarında imzalı kitap var. Koleksiyonumun ilk parçası 1984 yılında Kanada’da Nazım Hikmet’in 80 küsur yaşındaki bir arkadaşı tarafından hediye edilmişti. Memleketimden uzaktım ve Nazım Hikmet’in büyük hayranıydım, Nazım Hikmet’in imzalı kitabı bende müthiş bir heyecan yaratmıştı. O kitap, koleksiyonumun gözdelerindendir. Tabii bu hususta, Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ını, Orhan Veli’nin bütün imzalı kitaplarını da saymam gerekir. Aslına bakarsanız, ismi aklınıza gelebilecek tüm şairlerin kitapları bende var. Ancak tek bir imza var senelerdir arayıp da erişemediğim ki camiada espri konusu olmama sebep oldu: Ömer Seyfettin.
Edebiyatımızda yerini almış bir yazar veya şairin elinden çıkmış birkaç satır, beni binlerce imzalı kitabım olmasına rağmen hâlâ heyecanlandırıyor. Koleksiyonumun mevcudiyet sebebi de bu zaten. O halde başlamak isteyenlere ilk ipucu: Sizi heyecanlandırmayan bir şeyi toplamayın. Pek çok kitap yıllar içinde kat kat değer kazandı, ama kitap toplamaya yatırım gözüyle bakan hiçbir iyi koleksiyoncu görmedim. Diyelim ki aldığınız her kitabı okuyamıyorsunuz, olabilir. Fakat elinize aldığınızda içinizi mutlulukla da kaplatamıyorsa, o kitabı boşuna almışsınızdır.
Bazı konuları öğrenmek zaman alacaktır. Benim durumumda zor olan bu imzaların orijinal olup olmadığını anlamak ve hangi yazarların imzasının daha nadir olduğunu keşfetmekti. Sizin için de öyle olacak. Burada da en önemli püf noktası sizinle aynı merakı paylaşan daha tecrübeli insanlarla iletişim kurmak. Hemen hepsi size yardımcı olup ‘keyif’lerini sizinle paylaşacaktır.
Ve en önemli nokta: Sahaflarla dost olun. Sık sık dükkânlarına gidin, oturun çay için, onlarla sohbet edin. Sahaflar olmadan bir şey yapmanız çok zordur. Bir müzayedede binlerce liraya satılan bir kitabı, dostunuz bir sahaf size yüz liraya satabilir, hem de bıyık altından gülümseyerek.
Lütfü Seymen
“Üreten koleksiyoncu sevilir”
Kadıköy Çarşısı’na yolunuz düşerse, gözünüz mutlaka ona takılacaktır. Lütfü Seymen, ömründe yalnızca iki defa kestiği uzun beyaz sakallarıyla, dar kapılı bir sahaf dükkânının önünde, tahta taburesinin üzerinde, elinde sarma sigarasıyla oturur. Kitaplara bakmaya yanaşsanız, belki size ilgisiz gelebilecek bir tavırla karşılaşırsınız. Hâlbuki sıkmak istemez misafirini o, kitaplarla yalnız bırakır ve cümlelerinin sonuna mutlaka bir ‘anacım’ ekler. Kadıköy’ün güzel yüzlerinden biridir, nam-ı diğer Sakallı Lütfü. O ilk sahaf dükkânını 1985 yılında Kadıköy’de açtı. Halen Kadıköy Mühürdar Caddesi’nde bulunan Müteferrika Sahaf adlı dükkânında mesleğe devam ederken, 1993’ten beri kitap, sahaflık tarihi, bibliyografya gibi konulara yoğunlaşan Müteferrika dergisini yayımlıyor. Bir yandan Müteferrika Yayınları’nı yönetirken, öte yandan da yıllardır memleketi Kastamonu ve Türk basın tarihine dair kitaplar topluyor. Bugün 12 bine yakın kitabı var. İtinayla belirttiği üzere, o ‘koleksiyoncu’ değil, ‘arşivci’. Nadir kitap meraklılarının kulağına küpe olacak tavsiyeleriyse şöyle…
“Bu işe başlamak isteyenlere üç şey lazım: Bilgi, para ve yer. Bilgin olmazsa ne alacağını bilmezsin, paran olmazsa alamazsın; yerin olmazsa aldığın kitapları nereye koyacaksın? Merakı doğrultusunda kitap toplayan biri koleksiyonunu geliştirmek için kulağına gelen dedikodular, ilgili kitaplarda yer alan dipnotlar ve kaynakçalardan faydalanarak, aradığı kitapların peşine düşebilir. Zaten bir süre sonra adınız çıkar. Aradığın kitap birinin eline geçince, alıcısı olduğunu bilerek seni arar. Burada önemli olan o adamın aklında olmaktır. Çünkü aynı kitabın farklı alıcıları var. Elindeki kitabı layık olduğunu düşündüğün alıcıya ayırırsın. Bunun da püf noktaları vardır. Dolayısıyla, koleksiyonculuk bıçak sırtında yürümek gibi bir şey, diyebiliriz. Çünkü bir denge tutturman lazım. İmzalı kitap topluyorsan mesela, her imzayı almayacaksın ki nitelikli bir koleksiyonun olsun. Biriktirdiklerini karıştırmıyor, okumuyorsan da ben sana koleksiyoncu demem. Yani, her biriktiren koleksiyoncu değildir. Bazısı “Benim olsun.” diyerek malın son sahibi olmak ister. Hâlbuki paylaşan da vardır. Koleksiyoncular, her satıcıya farklı davranırlar bir de. Nedret’e (İşli) başka, bana başka davranır yani. Sevimli görünmek ister anlayacağın. Çünkü huyuna gitmesi lazımdır ki, eline onun aradığı kitap geçtiğinde aklına ilk gelen kişi kendisi olsun. Ayrıca bana kalırsa, toplanan şey üzerinden mutlaka bir şey üretmek lazım. Konuyla ilgili itinayla hazırlanmış bir kitap, mesela. Esnaf böyle adamı tutar.”
Hikmet Mizanoğlu
“Kesinlikle ısrarcı olun”
Hikmet Mizanoğlu, Ali Hatemi’yle ortak projesi Mim Art Galeri’yi geçen yılın Nisan ayında Nişantaşı Mim Kemal Öke Caddesi’nde açtı. Bu platformda, Türkiye’deki modern ve çağdaş sanatın yurt dışına ulaşması ve Türk sanatçıların yabancı koleksiyoncularla buluşması için çalışıyor. Yıllardır antika koleksiyonculuğu yapan Mizanoğlu, aynı zamanda nadir kitaba da meraklı tabii. Ona göre işin sırrı ısrarcı olmakta…
“Koleksiyonculuk merak ve zamanla edinilen bilginin bir yansımasıdır. Herhangi bir konuda oluşturulan koleksiyonu tamamlamak söz konusu değildir, örneğin. Koleksiyon her zaman yeni ilaveler ve bazen de elemelerle kendini hep yeniler ve adeta kendi ile yarışır. Her şeyin koleksiyonu yapılabilir.
Ben genelde Osmanlı dönemine ait seyahatnamelere meraklıyım. Rastladığım 1700 ve 1800’lere ait seyahatnameleri alıyorum. İlk aldığım, ünlü Fransız seyyah Antoine Ignace Melling’e ait gravür albümüydü. Aynı zamanda Osmanlı dönemine ait harita ve atlaslar da ilgi alanıma giriyor… Ama konu ne olursa olsun, belli kriterler ve ısrarcılık bir koleksiyon oluşturmakta baş unsurdur.
Konu antika ise dönem özellikleri ve yine o döneme ait nadir parçalar bir araya getirilir. Nadir kitaplar da aynı şekilde toplanır. Matbaa, basım yılı, edisyon ve cilt özellikleri başlıca dikkat edilmesi gereken unsurlardır. Kitap koleksiyonculuğu, geçmişe tanıklık eden bu eserlerin muhafaza edilmesi ve yaşanmış tarihin günümüze doğrudan aktarılması açısından çok büyük önem arz ediyor.
Gördüğüm sanat tarihi öğreniminden dolayı ?birçok konuya ilgi duyuyorum, papier-mâché kalemdandan hat levhalarına, Uzak Doğu porseleninden çağdaş resime geniş yelpazede oluşturduğum yıllara dayalı bir birikimim var. Bir koleksiyoncunun en güzel anısı, çok önemli ?bir parçayı hiç beklemediği anda karşısında buluvermesidir. İsviçre’de doktora yapan yeğenimi ziyaret ettiğim bir kış günü, kapalı bir antikacı dükkânını ısrarla açtırarak, karşımda buluverdiğim ve beni çok şaşırtan 1600’lere ait bir İstanbul haritası gibi.
Sanata olan ilgi ve bunun sonucunda ortaya çıkan koleksiyonerlik duygusu, hayatımızı en anlamlı kılan unsurlardan biridir. Başta kendim olmak üzere, hiçbir koleksiyonerin tutkusunun tükenmemesini diliyorum.”
Emin Nedret İşli
“Bir bilene danışın”
Sahaf denince İstanbul’da akla gelen ilk isimlerden biri, Emin Nedret İşli. Ortağı Püzant Akbaş’la 2001’de Turkuaz Sahaf’ı açtılar. Ama İşli’nin bir sahaf olarak hikâyesi aslında 1978 yılında, bugün eski ihtişamından eser kalmayan ve artık ağırlıklı olarak dershane kitapları, soru bankaları satılan Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda çıraklık yaparak başlıyor. Dile kolay, mesleki hayatında 34 yılı geride bırakan İşli, aynı zamanda İstanbul ve Türk basın tarihine dair arşivsel dokümanlar, kitaplar da topluyor. İşli’ye göre, bu işin püf noktası bilgi. Bilmiyorsanız, bir bilene danışarak, zamanla tecrübe edinmek…
“Benim için elime aldığımda, okşayıp tuttuğumda heyecanlanmama sebep olan kitap kıymetlidir. Eğer bir insan ‘kitap hastası’ ise, onun için önce kitabın edinilebilirlik kısmı önemli. Maddi gücü yüksek kişi, daha nadir ve daha kıymetli kitapları edinebiliyor. Ama zengin veya gariban olsun, herkesin bütçesine göre kitap vardır ve hepsinin kitabı alıp eve döndüğünde duyduğu zevk aynıdır. Nadirliğin kategorize edilebilecek bir yanı yok bence. Hatalı olduğu için piyasadan çekilen bir kitabın baskısı, yahut kaybolmuş olduğuna inanıldığı halde yıllar sonra bulunan bir diğer kitap, öteki nüshaları kazaya kurban gitmiş bir başkası… Her biri nadirdir. Aslında kitabı nadir yapan onun hikâyesidir. Nadir kitabın pahası belirlenirken cildi, görünümü, ne kadar yıpranmış olduğu da önemli. Türkiye’deki sahafların yaşadığı en büyük sorun, sahiplerinin kitaplara iyi bakmayışı. Haliyle kitabın pahası düşük oluyor.
Bir de Türkiye’deki kitap satıcılarının %70’i kitabın değerini bilmez. Alanlar da bilmeden alırlar. ‘Kör satıcının kör alıcısı’ deriz biz buna, bizde atasözü gibidir. Hele eski yazı bilmeyenler, babadan-dededen kalma kitapların değerini bilmezler, merak edip bir bilene de okutmazlar. Büyüklerden kalmış bir kitaplık varsa, uzman çağırmak, ciddi zaman ayırmak gerekir. Ama nadir kitap toplamanın püf noktalarını, bu işte belli birikime ulaştığınızda kendiniz bulacaksınız.”
Meraklısına…
Nadir kitap meraklıları Müteferrika Yayınları’ndan çıkan ‘Bir Nadir Kitap Destanı’ adlı kitabı edinerek, konu hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olabilir. Kitap, Hans Peter Kraus’un otobiyografisi üzerinden, kitapçı çıraklığından dünya sahaf krallığına uzanan bir hikâyeyi paylaşıyor. Fiyatı, 40 TL.
[ALINTIDIR]
''Zengin veya gariban olsun, herkesin bütçesine göre kitap vardır ve hepsinin kitabı alıp eve döndüğünde duyduğu zevk aynıdır. ''
Yazıyı bize ulaştırdığınız için teşekkürler.
Çok güzel bir yazı. “Bu işe başlamak isteyenlere üç şey lazım: Bilgi, para ve yer."
Bu işe bulastiktan sonra bırakması da zor
Elime eski bir kitap geçtiğinde, ilk sayfasında kişinin adını soyadını ve aldığı tarihi yada hediye edildiği tarihi görünce, kitabın sahibinin artık yaşamadığı ve ne duygularla o kitabı sakladığı gelir aklıma. O artık ölümüştür ve sakladığı kitap bir başkasının elindedir. Belki bu yüzden bir başkasının sakladıklarını toplamak bana saçma gelir.
Bir kitabı okuduğumda bana güzel bir duygu bıraktıysa, tekrar okumasam bile onu kitaplığımda tutarım ama sırf piyasada yok, diye veya çok eski diye bir kitabı saklamam. Bu anlamda kolleksiyonerlik bana gereksiz bir biriktiricilik gelir.
Bence kitaplar o kitabı okuyacak, okuyan kişiye bir şeyler katacak birinin elinde olmalı. Öyle boş yere rafta kalmaları ve bir sürü okurundan mahrum edilmeleri bana anlamlı gelmiyor. Eğer kişi okumuş sevmişse elinden çıkarmasın ama hiç okumayacağı bir kitabı, imzalı dahi olsa, maddi değerinden dolayı raflarda bekletmesi bana haksızlık gibi geliyor. Zaman faktörü de bunun cabası tabiki..
Elimde Hermann Hesse'nin piyasada olmayan bir kitabının 1. basımı vardı. Kırk yıl geçse ben o kitabı okumayacağım biliyorum. Kitap takas usulü, ona değer veren birine gitti, bu beni üstüne mutlu eden bir durum oldu. Bence tüm biriktiricilikler bir yana, kitap bir yana. Kitaplar okunmalı, yazarların en büyük hayali bu bence...
